12
3-
Son birkaç gündür dehşete kapılmış bir halde evin içinde ordan oraya koşturduğum gerçeğini görmezden gelirsek -ki öyle yapıyorum- iyiyim, sanırım. Diğer yandan geceleri en fazla iki saat uyuyabiliyorum ve bu bedenimi bir hayli yorgun düşürdü. Müziğin sesini en alt seviyeye getirip telefonumdaki en bayık şarkıyı açtıktan sonra kendimi yatağıma attım. Bir grup manyağa çatmamın üzerinden dört gün geçmişti. Sadece iki gün daha dayanmalıydım sonra babam ve Ayaz'la sessiz, yalnız ve abartılı evimize geri dönecektik. Sadece 48 saat kalmıştı.
Yüreğimi aniden bir korku kapladı. O piç beni evime kadar takip ederse ne yapardım?
Ya, evet, çünkü son birkaç gündür ne zaman balkona çıksam onu bir köşede sinsice beni izler halde görüyordum. Ela gözlünün dediğine göre adı Şafak'tı. Çarpık dişleri ve korkutucu akan siyah, kısık gözleri vardı. Perdeyi açsam büyük ihtimalle onu yine sokağın başında görecektim. Altıma etmemek için harcadığım çaba inanılmazdı. Tek kelime, dehşet. Beni dehşete düşürmüştü. Kendimi kurtarmak için bir yol bulmalıydım. Bir çözüm bir kaçış... Belki de babama olanları anlatıp o piçler hakkında mahkeme kararı çıkartmalıydım. Babam şehrin hatta bölgenin en iyi avukatıdır. Düşünsenize hangi mahkeme boşanmanın ardından çocukları anneye değil de babaya verir ki? Bu onun yeteneğini fazlasıyla kanıtlamıyor mu?
Anne demişken, benim bir annem yok. 4. sınıfta babam ve abimle şehrin diğer ucuna taşınıp yeni bir hayat kurduğumuzdan beri onu görmedim. Sanırım şehirden taşındı. Onunla ilgili anılarımın sayısı parmaklarımın sayısından daha az ve hiçbiri mutlu değil. Onu özlemedim.
Hem baksanıza babam gibi muhteşem biri varken hangi mahkeme iki küçük çocuğu psikopat bir kadına bırakır ki? Tamam onun hakkında düşünmeye son veriyorum. Şu kötü çocuklar çetesi hakkında ne yapacağıma karar vermeliyim. Pekala, seçeneklerim neler?
Hey, baba, şöyleki kızın gecenin bir yarısı dört sokak çocuğuna sataştı. Krem rengi şapkalı çocuk onu dev olandan kurtardı ama kızın ona da meydan okudu ve çocuk kızına çakısını çekti.
Ve ayrıca piçin biri son dört gündür her adımımı izliyor.
Unut bunu. Ona anlatamayacağıma göre polise de gidemem, lanet olsun ne halt edeceğim?
Tek kelimesini bile dinleyemediğim ve uyumama gram yardımı dokunmayan şarkı birterken babaannemin odanın kapısını çaldığını fark ettim.
"Büyükbabaya maden suyu al Almir." Tuhaf adımı her şekilde kısaltmaya bayılıyor.
"Ayaz alsın ya." dedim. Dışarı çıkmamak için ödümün koptuğunu bilmesinin yerine isyan ediyorum sanabilir. Bununla yaşayabilirim. "Spora gitti kuzum." Spormış, peh! Spor dediğin basketboldur, voleyboldur. Bizim salak her hafta ya dayak yiyip ya da birilerinin gözünü morartıp eve dönüyor. Tek iyi yanı bana birkaç hareket öğretmesi. Ela gözlüye yaptığım gibi mesela.
"Balkondan kova filan sarkıtsak?" dedim aşağıya inmemek için. "Benim belim ağrıyor kuzum gel sen hallediver." Dışımdan oflarken vicdanımsa sızlıyordu. "Olur Sitare Sultan." dedim ayağa kalkarken. Paytak adımlarla balkona doğru yürüdüm babaannem de yemek hazırlamak için mutfağa geçti. Bir kağıda '2 sade maden suyu' yazıp parayla birlikte kovanın içine atarken aşağıdaki insanları inceliyordum. Ordaydı işte. Sağ çaprazımda iki blok öteden beni izliyordu. Kovanın ipi elimden kayınca pat diye aşağı düştü. Aşağıda bakkal "Yavaş ol kızım!" diye tıslarken ben onu düşünemeyecek haldeydim. Bakkal öfleyerek kağıdı ve parayı alıp içeri girdiğinde Şafak hala beni izliyordu ve ben olduğum yerde donup kalmıştım.
İğrenç sırıtışı suratında yayılırken bir an için düşünmeyi bıraktım ve tıpkı bana geçen gün yaptığı gibi orta parmağımı havaya kaldırdım. Sırıtışı suratından silinirken amacıma ulaşmıştım. Bu sefer donup kalma sırası ondaydı.
Cebinden bir şey çıkarıp bana doğru fırlattığında erken sevindiğimi anlamıştım. Ela'nın çakısı havada süzülerek üstüme hızla gelirken kendimi sola attım. Çakı balkondan geçip salon camlarından biri kırmıştı. Suratındaki ifade içimde onu öldürme isteği uyandırıyordu. Kırılma sesini duyan babaannem yaşına rağmen koşarak gelmişti. "Almira!" Bana tam adımla sadece böyle durumlarda seslenirdi. "Ne oldu böyle kızım?"
"Benim hatamdı, üzgünüm." Alttan bağıran bakkalı duymamak imkansızdı. "Bugün sen de bir haller var kızım, dikkat et de kendini öldürtme." Sağol Sami Amca ya, ben bunu bilmiyordum zaten.
Babaannem sakın yere basma, deyip önüme bir çiftlik terlik uzattığında Şafak hala saklandığı yerden beni izliyordu. Eğer yana eğilmesem bana isabet edecekti! Beni öldürecekti!
Son birkaç gündür içimde tuttuğum yaşlar dökülmeye başlarken babaannem yerin halini umursamadan kırıkları terliğiyle ezip bana sarıldı. "Sorun değil hayatım, sorun değil." Camı kırdığım için ağladığımı sanması yine vicdanımızı sızlatıyordu bugün. Gözyaşlarımı sildim.
Liderleri Ela Gözlü olmalıydı değilse bile hepsine sözü geçiyordu. Ela'yla konuşacaktım ve o piç bir kez daha yanıma yaklaşırsa polise gidecektim! İsimsiz ihbar falan bile yapabilirim..ama önce Ela Göz..
Büyükbabam esneyerek balkona geldiğinde aklımdakileri unutturmuştu. "Neler oluyor Sitare?"
"Vileda, cama çarptım yeri silerken, kırıldı."
"İçerde vileda görmedim."
"Kaldırdım Süleyman!"
"E ilahi Sitare onu götüreceğine kırıkları temizleseydin ya önce?" Babaannemin benim için yalan söylemesi içimde bir şeylerin kopmasına neden olsa da onların bu hali beni geldürmüştü.
Büyükbabam bana döndü. "Kızım, sen iyisin ya?"
"Evet büyükbaba, iyiyim." Hayır, az kalsın ölüyordum.
Ela Gözlü'yle konuşacaktım. O olsun ya da olmasın ona bunu ödetecektim!