Recent Posts

Pages: 1 [2]
12
Kötü Çocuklar Çetesi / Kötü Çocuklar Çetesi ¤ 3
« Last post by suestillplaying on March 05, 2014, 10:40:13 pm »
3-

Son birkaç gündür dehşete kapılmış bir halde evin içinde ordan oraya koşturduğum gerçeğini görmezden gelirsek -ki öyle yapıyorum- iyiyim, sanırım. Diğer yandan geceleri en fazla iki saat uyuyabiliyorum ve bu bedenimi bir hayli yorgun düşürdü. Müziğin sesini en alt seviyeye getirip telefonumdaki en bayık şarkıyı açtıktan sonra kendimi yatağıma attım. Bir grup manyağa çatmamın üzerinden dört gün geçmişti. Sadece iki gün daha dayanmalıydım sonra babam ve Ayaz'la sessiz, yalnız ve abartılı evimize geri dönecektik. Sadece 48 saat kalmıştı.

Yüreğimi aniden bir korku kapladı. O piç beni evime kadar takip ederse ne yapardım?

Ya, evet, çünkü son birkaç gündür ne zaman balkona çıksam onu bir köşede sinsice beni izler halde görüyordum. Ela gözlünün dediğine göre adı Şafak'tı. Çarpık dişleri ve korkutucu akan siyah, kısık gözleri vardı. Perdeyi açsam büyük ihtimalle onu yine sokağın başında görecektim. Altıma etmemek için harcadığım çaba inanılmazdı. Tek kelime, dehşet. Beni dehşete düşürmüştü. Kendimi kurtarmak için bir yol bulmalıydım. Bir çözüm bir kaçış... Belki de babama olanları anlatıp o piçler hakkında mahkeme kararı çıkartmalıydım. Babam şehrin hatta bölgenin en iyi avukatıdır. Düşünsenize hangi mahkeme boşanmanın ardından çocukları anneye değil de babaya verir ki? Bu onun yeteneğini fazlasıyla kanıtlamıyor mu?

Anne demişken, benim bir annem yok. 4. sınıfta babam ve abimle şehrin diğer ucuna taşınıp yeni bir hayat kurduğumuzdan beri onu görmedim. Sanırım şehirden taşındı. Onunla ilgili anılarımın sayısı parmaklarımın sayısından daha az ve hiçbiri mutlu değil. Onu özlemedim.

Hem baksanıza babam gibi muhteşem biri varken hangi mahkeme iki küçük çocuğu psikopat bir kadına bırakır ki? Tamam onun hakkında düşünmeye son veriyorum. Şu kötü çocuklar çetesi hakkında ne yapacağıma karar vermeliyim. Pekala, seçeneklerim neler?

Hey, baba, şöyleki kızın gecenin bir yarısı dört sokak çocuğuna sataştı. Krem rengi şapkalı çocuk onu dev olandan kurtardı ama kızın ona da meydan okudu ve çocuk kızına çakısını çekti.

Ve ayrıca piçin biri son dört gündür her adımımı izliyor.

Unut bunu. Ona anlatamayacağıma göre polise de gidemem, lanet olsun ne halt edeceğim?

Tek kelimesini bile dinleyemediğim ve uyumama gram yardımı dokunmayan şarkı birterken babaannemin odanın kapısını çaldığını fark ettim.

"Büyükbabaya maden suyu al Almir." Tuhaf adımı her şekilde kısaltmaya bayılıyor.

"Ayaz alsın ya." dedim. Dışarı çıkmamak için ödümün koptuğunu bilmesinin yerine isyan ediyorum sanabilir. Bununla yaşayabilirim. "Spora gitti kuzum." Spormış, peh! Spor dediğin basketboldur, voleyboldur. Bizim salak her hafta ya dayak yiyip ya da birilerinin gözünü morartıp eve dönüyor. Tek iyi yanı bana birkaç hareket öğretmesi. Ela gözlüye yaptığım gibi mesela.

"Balkondan kova filan sarkıtsak?" dedim aşağıya inmemek için. "Benim belim ağrıyor kuzum gel sen hallediver." Dışımdan oflarken vicdanımsa sızlıyordu. "Olur Sitare Sultan." dedim ayağa kalkarken. Paytak adımlarla balkona doğru yürüdüm babaannem de yemek hazırlamak için mutfağa geçti. Bir kağıda '2 sade maden suyu' yazıp parayla birlikte kovanın içine atarken aşağıdaki insanları inceliyordum. Ordaydı işte. Sağ çaprazımda iki blok öteden beni izliyordu. Kovanın ipi elimden kayınca pat diye aşağı düştü. Aşağıda bakkal "Yavaş ol kızım!" diye tıslarken ben onu düşünemeyecek haldeydim. Bakkal öfleyerek kağıdı ve parayı alıp içeri girdiğinde Şafak hala beni izliyordu ve ben olduğum yerde donup kalmıştım.

İğrenç sırıtışı suratında yayılırken bir an için düşünmeyi bıraktım ve tıpkı bana geçen gün yaptığı gibi orta parmağımı havaya kaldırdım. Sırıtışı suratından silinirken amacıma ulaşmıştım. Bu sefer donup kalma sırası ondaydı.

Cebinden bir şey çıkarıp bana doğru fırlattığında erken sevindiğimi anlamıştım. Ela'nın çakısı havada süzülerek üstüme hızla gelirken kendimi sola attım. Çakı balkondan geçip salon camlarından biri kırmıştı. Suratındaki ifade içimde onu öldürme isteği uyandırıyordu. Kırılma sesini duyan babaannem yaşına rağmen koşarak gelmişti. "Almira!" Bana tam adımla sadece böyle durumlarda seslenirdi. "Ne oldu böyle kızım?"

"Benim hatamdı, üzgünüm." Alttan bağıran bakkalı duymamak imkansızdı. "Bugün sen de bir haller var kızım, dikkat et de kendini öldürtme." Sağol Sami Amca ya, ben bunu bilmiyordum zaten.

Babaannem sakın yere basma, deyip önüme bir çiftlik terlik uzattığında Şafak hala saklandığı yerden beni izliyordu. Eğer yana eğilmesem bana isabet edecekti! Beni öldürecekti!

Son birkaç gündür içimde tuttuğum yaşlar dökülmeye başlarken babaannem yerin halini umursamadan kırıkları terliğiyle ezip bana sarıldı. "Sorun değil hayatım, sorun değil." Camı kırdığım için ağladığımı sanması yine vicdanımızı sızlatıyordu bugün. Gözyaşlarımı sildim.

Liderleri Ela Gözlü olmalıydı değilse bile hepsine sözü geçiyordu. Ela'yla konuşacaktım ve o piç bir kez daha yanıma yaklaşırsa polise gidecektim! İsimsiz ihbar falan bile yapabilirim..ama önce Ela Göz..

Büyükbabam esneyerek balkona geldiğinde aklımdakileri unutturmuştu. "Neler oluyor Sitare?"

"Vileda, cama çarptım yeri silerken, kırıldı."

"İçerde vileda görmedim."

"Kaldırdım Süleyman!"

"E ilahi Sitare onu götüreceğine kırıkları temizleseydin ya önce?" Babaannemin benim için yalan söylemesi içimde bir şeylerin kopmasına neden olsa da onların bu hali beni geldürmüştü.

Büyükbabam bana döndü. "Kızım, sen iyisin ya?"

"Evet büyükbaba, iyiyim." Hayır, az kalsın ölüyordum.

 

Ela Gözlü'yle konuşacaktım. O olsun ya da olmasın ona bunu ödetecektim!
13
Kötü Çocuklar Çetesi / Kötü Çocuklar Çetesi ¤ 2
« Last post by suestillplaying on March 05, 2014, 10:39:05 pm »
-2-

"O piç bana saygısızlık etti!" Sesim çatallaşmamış, gözlerim dolmamıştı ve şu ana kadar iyi gidiyordum. Ah eve döndüğümde babaanneme ne diyecektim? En az diğerleri kadar kötü görünen -ve kokan- çocuk şapkasını çıkardı ve kirden yapışmış gece karası saçlarını eliyle karıştırdı. Gözleri beni dövecekmiş gibi bakıyordu. Ela, vahşi ve gösterişli gözleri vardı.

"Sana zarar veremeden seni bulduğum için şanslısın seni aptal kız."

"Ben aptal biri değilim!" diye çıkıştım. Sürekli bana öyle seslenmesi sinirime dokunuyordu. "Evet öylesin." dedi tükürür gibi.

"O piçlerden bir farkın yokmuş!" dedim bağırarak.

"Onlar benim ailem, aptal."

"Bana bir daha aptal dersen fena olacak!" Küçümseyici bir kahkaha attı. "En fazla ne yapabilirsin ki?" Elini tutup dirseğini ters çevirirken "Bu mesela," dedim. Dişlerini sıkmıştı ama bağırmadı. "Daha birkaç numaram daha var." Ben kendimle övünürken cebinden hiç de küçük olmayan bir çakı çıkardı. "Bir de şimdi dene hadi." Gözlerimin korkuyla açıldığını fark etse de ödün vermedim. "Neden beni kurtardın? Cüzdanımdaki paraları tek başına yemek için mi?"

"Ben hırsız değilim." Sesi sakin ve monotondu. Benimkinin aksine..

"İnsanlar öyle demiyor ama!"

"Cehenneme kadar yolun var."

"Sen cennete gidiyorsan ben oraya gelmem zaten!" Benim bu çocukça lafım onu gerçekten güldürmüştü. "Hayır aptal kız, gelirsin." dedi. Çarpık ve hoş bir gülüşü vardı ama bu çöp tenekesine batırılmış gibi koktuğu gerçeğini değiştirmiyordu. Utanmasam elimle burnumu kapatabilirdim.

"Evime gidebilir miyim?" deyince bana dik dik baktı. "Bir daha kötü çocuklara bulaşma."

"Sana ne ki?" dediğimde sinirlenmemek için nasıl bir çaba harcadığını görebiliyordum. "Başımıza bela açabilecek bir kıçın var ve ben ceset saklamada iyi değilim, anlıyorsun ya?"

Şaka yapıyor değil mi? Lütfen biri bana öyle olduğunu söylesin. Suratı o kadar ifadesiz ve ciddi duruyor ki, ah lanet olsun!

Resmen koşarak ordan uzaklaşırken bir daha kötü çocuklara asla bulşamayacağıma dair kendime söz verdim. Zili çalmadan eve girmeye çalışırken neyseki anahtarları şıngırdatmadan cebime atmayı başarmıştım. Babaannem hala bıraktığım yerde duruyordu. "Kuzuum, uyan hadi." dedim. O da beni böyle uyandırırdı. Babaannem bizi terk eden annemin aksine oldukça anaç ve sevecen bir kadındır.

"Gece uyuyamayacaksın bak." dedim yanaklarını sıkarken. Bu sırada zil çalmaya başladı. Ya  babam ya da büyükbaba ve Ayaz olmalıydı. Kapıyı açıp "Merhaba baba, hoşgeldin." derken o manyakların yanında biraz daha esir kalsam neler olabileceğini düşünüyordum. Ya da o ela gözlü, pasaklı çocukla.

Beni kurtarmıştı belki ama en az diğerleri kadar da dehşete düşürmüştü. Babamın sesiyle aklımdakilerden sıyrıldım. "Babaanneyle büyükbaba burda mı?" Olanların şokunu sonuna kadar yaşasam da normal davranmak zorundaydım. "Babaannem uyuyor. Büyükbaba, Ayaz'la dışarda."

"Tamam, şunları al da dolaba yerleştir kızım." Elindeki poşetleri alıp içeri geçtim. Buzdolabıyla işim bittiğinde valizimi bulup içinden birkaç parça kıyafet çıkardım ve banyoya doğru ilerledim. İlk başta ılık olarak açtığım suyu sonradan tamamen soğuk yapmaya karar verdim. Zihnim şoktaysa bedenim de şokta olsun bari. Ever bu kadar saçma bir insanım.

Saçlarımdaki köpüğü kabartırken bir anda aklıma ela gözlü çocuğun söyledikleri geldi.

Bir daha kötü çocuklara bulaşmayacaktım..

Zaten niye en başından böyle bir şeye kalkışmıştım ki? İç sesim esneyerek saymaya başladı.

Can sıkıntısı, adet öncesi dönem, güneş çarpması.. "Tamam anladık," diye geçirdim içimden. İç sesim genelde saçmalığın daniskası olsa da doğru söylüyordu bu sefer. Bu geceki saçma davranışlarımın bir açıklaması yoktu. Ela gözlünün dediği gibi, aptal bir kız gibi davranmıştım. Aklımda canlanan anı bu sefer annemdendi.

"Aptal kızını benden uzak tut!" Yıllar beni elbette alıştırmış, olgunlaştırmıştı. Ağlamıyordum sadece kalbimde siyah bir boşlukla yaşıyordum artık.

Ben, Almira Hanlı yalnız, annesiz ve aptal bir kızdım.
14
Kötü Çocuklar Çetesi / Kötü Çocuklar Çetesi ¤ 1
« Last post by suestillplaying on March 05, 2014, 10:30:44 pm »
Kasım 2013 tarihli edit:

Merhaba, tanıtımı okuyup buraya geldiğine göre sen de artık bir Silahşörsün!

Çeteye hoş geldin!

İşte başlıyoruz!

-1-

Şehrin gündüzleri bayıltıcı olabilen sıcaklığı şimdiyse yerini serin bir esintiye bırakıyordu. Babaannemle onların açık balkonunda oturmuş dışarıyı seyrediyorduk. Dedem, Ayaz'la birlikte dışarıdaydı ve babam işinin geç biteceğini söyleyip 'beni yemeğe beklemeyin' demeyi de ihmal etmemişti.

Az önce ıslatıp kedilere attığımız ekmeklerin yok oluşunu büyük bir keyifle izliyorduk. Babaannem tüm yaz boyunca onların susuzluktan veya açlıktan ölmesini engellemişti, o bir melektir, gerçekten. Kediler dışında sokak neredeyse boştu hatta araba filan bile geçmiyordu. Bu yüzden köprünün altında oturan bir grup çocuk anında dikkatimi çekebilmişti. Evsizler miydi, neden orda duruyorlardı? Babaanneme döndüm. "Orda oturanlar kim?"

Yüzünü buruşturdu ve öfkeli bir sesle konuşmaya başladı. "Esrarkeşler, pis hırsızlar. Kafayı bulup oralara yatar bunlar. Her gün de olay çıkarırlar. Çok uğraştık bunları dağıtmaya ama hep başka bir çete çıkıyor...." Babaannem öfkeyle saymaya devam ederken grubu tekrar incelemeye başladım. Sanırım yedi kişiydiler. Bundan emin olamıyorum çünkü saat dokuza yaklaşıyor ve titrek sokak lambaları dışında havayı aydınlatan bir şey yok.

"Anaları babaları yok mu bunların?" dedim kaşlarımı çatarak. Kim çocuğunun bu saatte bir araba köprüsünün altında oturup kafayı bulmasına izin verir ki?

"Doğurup doğurup sokağa atıyorlar." Bu sefer sesi öfkeden çok acıma doluydu. Ben hala onlara bakarken biri beni fark etti ve sırıtarak orta parmağını havaya kaldırdı. Bu da ne demek? Ne yaptım ki ben? Krem rengi şapkasını ters takmış olan soluk siyah tişörtlü bir çocuk -sanırım yanındaki ve benim aramdaki diyaloğun farkında değildi- yine beni fark etmeyen iki kişiyle beraber ayağa kalktı ve sokağın öbür ucuna doğru ağır adımlarla yürümeye başladı. Eğer doğru görüyorsam şapkalının yanındakiler kızdı! Bu saatte! Ot falan çekip bir grup erkekle takılıyorlar ve aileleri bilmiyor! Benden en fazla birkaç yaş büyük olmalılar. Nasıl bir dünyada yaşıyoruz böyle?

Bana hareket çeken çocuğun ilgisini kaybetmiş olmalıydım sanırım yanındakilerle konuşmaya geri döndü. Bu iş bu kadar değildi ama. Bu kadar kolay değildi. Oturduğu yerde uyuklayan babaanneme döndüm. En fazla bakkala gittim derdim. Merdivenlerden aşağı inip köşeye doğru yürürken her bir hücrem 'evine geri dön!' diye bağırıyordu ama ben ilk defa adrenalini kanımda bu kadar yoğun hissediyordum. Soluk gri eski bir tişört giymiş olan çocuğa yaklaştım.

"Onu bana mı yaptın?" Gülerek ayağa kalktı, boyu benden kısaydı. Dişleri çarpıktı ve çürük doluydu. "Evet. Bir sorunun mu var? Daha gerçeğini mi istiyorsun yoksa?"

Arkadaki çocuklar gülüşürken öfkeyle tısladım. "Hemen benden özür dile!" Oturanlardan biri daha ayağa kalkarken kahkaha atıyordu. "Senin gibi tatlı bir kızın bu saatte burda ne işi var?"

Dişlerinin daha düzgün görünüyor olmasına rağmen iki metrelik boyuyla gözümü korkutmuştu. Hem cidden ben burda ne yapıyordum ki? Gecenin bir yarısı dört erkekle birlikte köprünün altındaki çimlerin üstünde.

"Benden özür dileyeceksiniz." dedim ama sesim oldukça zayıf çıkmıştı. Sadece gülmeye devam ettiler.

"Eminim güzel bir tadın vardır." dedi gri tişörtlü dudaklarını yalayarak. Şimdi ne halt edecektim? Koşmalıyım. Evet Almira, koş, uzaklaş!

Geriye adımımı atmamla dev olanın koluma yapışması bir oldu. "Bizden sıkıldın mı hayatım?" Kolumdaki eline daha da yüklendi. "Bana cevap ver!" Ağlamamak için kendimle savaşırken gri tişörtlü kahkahasını bastırıyordu. Bu sırada arkadan otoriter bir ses duyuldu.

"Onu bana bırakın beyler." Öne çıkınca yüzünü görebildim. Krem rengi şapkalı çocuk! Teşekkür ederim, teşekkür ederim! Gri tişörtlü ona çıkıştı. "Kendi ayağıyla bana geldi abi, hayır bırakmıyorum."

"Evet Şafak, bırakıyorsunuz. Hepiniz." O adi pisliğin adı Şafak mıydı? Dev olan çocuk bile şapkalıyı dinleyip çoktan morarttığı kolumu serbest bıraktı. Diğerleri de homurdanarak ayağa kalktı ve şükürler olsun ki uzağa doğru yürümeye başladılar. Derin bir nefes almak için çok mu erkendi? Krem rengi şapkalı -sanırım şapkası aslında beyazdı ama kirden ve tozdan kreme dönmüştü- onlardan biri miydi, değil miydi? Beni sağlam kolumdan tutup oldukça ıssız görünen bir yolda sürüklemeye başladı. Aklıma kaçmak için karşıdaki kafeyi not düşerken bir anda durdu ve bana döndü.

"Aklından ne geçiyordu seni aptal?"

15
Kötü Çocuklar Çetesi / Kötü Çocuklar Çetesi
« Last post by suestillplaying on March 05, 2014, 10:25:13 pm »
TANITIM

Yeryüzünde iki çeşit kötü çocuk vardır.

Biri seksi, havalı ve kötü çocuk imajlı ama aslında içten küçük bir çocuk kadar korumasız ve kırılmış olan.

Diğeriyse kalpsiz, soğuk, akıl almaz ve gerçekten uzak durmak isteyeceğiniz pislikler.

Adını dahi bilmediğim O ve etrafındakiler kesinlikle ikinci seçeneğe aitti.
Ben? Ben kesinlikle şu cici kızlardan değildim. Asi de değildim. Sıradan bir kızdım sanırım. Ya da her neyse.

Adım Almira Hanlı'ydı belki ama kimdim bilemiyorum.

**

Hikayenin şarkısı Bullet For My Valentine'dan, Tears Dont Fall, kesinlikle dinleyin.^^
16
Kurallar / Welcome to CreateaForum.com
« Last post by Create A Forum on March 06, 2014, 05:44:07 am »
Welcome to Create A Forum!

We hope you enjoy using your forum. If you have any problems, please feel free to visit http://support.createaforum.com to ask us for assistance.

Thanks!
Create A Forum
Pages: 1 [2]